İnovasyon ve Başarısızlık Kültürü

Günümüz şirketleri hata yapmama kültürü üzerine kurulmuştur. Şirketin tüm birimleri, yapılan yatırımın başarılı olması için çalışır. Aynı şekilde yatırımın yapılmasında bir risk varsa, sistem yatırımın yapılmasına engel olmak için devreye girer ancak, bu kültür aynı zamanda gelişmekte olan inovasyon kültürünün önündeki en büyük engellerden biridir. Bu sorunun önüne geçebilmek için son zamanlarda Amerika’da kullanılmaya başlayan yeni bir kavram var: Return on Failure (RoF). Türkçeye bu kavramı, başarısızlıktan, hatadan (elde edilen) kazanım olarak çevirmek mümkün.

Başarısızlıktan Kazanma

Başarısızlıktan kazanımın felsefesi şirketin yaptığı hatalardan bir takım dersler çıkarması, bu hatalardan doğru yolu bulmayı öğrenmesi ve bundan bir kurumsal hafıza yaratmasına dayanıyor. Tabiki, büyük şirketlerin tamamen kontrolsüz bir şekilde böyle bir yöntemi benimsemelerinin ve hata yapmalarının milyonlar ile ifade edilebilecek büyük zararlar doğurabileceğini de unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla, “başarısızlıktan kazanımın” aynı zamanda belirli bir metodoloji kapsamında kontrollü bir şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor.

 

Risk alamamak, riske açık olmamak çoğu şirketin ortak problemi. İnovasyon kavramı da, ister istemez risk sorununu beraberinde getiriyor. Şirketin “başarısızlıktan kazanım oranı” iyileştirildikçe, denenen ve başarıya ulaşamayan projeler konusunda zarar azalıyor, buna karşılık şirketin kurumsal hafızası ve öğrenmeden kaynaklanan kazanımları artıyor. RoF göstergesini iyileştiren şirketler, daha kolay ve kontrollü risk alabiliyorlar, ancak alınan risk finansal olmaktan çıkıyor. Başarısızlıktan kazanım kültürünü şirketlere kabul ettirememenin önündeki en büyük sorun, şirket yöneticilerinin risk almaktan hoşlanmamasıdır. Risk almayan şirket, inovasyon konusunda da ister istemez geri kalıyor. Boston Consulting Group’un 2015 yılında Amerika’da yaptığı bir araştırmada ankete katılanların %31’i, inovatif olmanın önündeki temel engelin şirketin risk almama kültürü olduğunu belirtmişler. Amerika, inovasyonun ve risk alma kültürünün beşiği olarak bilinirken, sizce bu tip bir anket kendi ülkemizde yapılsa sonuç ne olurdu?

 

Başarısızlığın o kadar da kötü bir şey olmadığını yöneticilere kabul ettirmenin yolu, başarısızlık durumunda dahi şirketin öğrenme anlamındaki kazanımının ne kadar yüksek olacağını anlatmaktan geçiyor. İyi kurulmuş bir model çerçevesinde yürütülen her başarısızlık, şirkete müşterileri, pazarları, yeni trendler ve çalışanları konusunda pek çok şey öğretiyor. Başarısızlık sonrası başarısızlığın sebeplerinin tartışılması ve şirket içerisinde çalışanlarla paylaşılması önem taşıyor. Yöneticinin risk almayı kabul etmesi için, bir inovasyon projesi için harcanacak para ile başarısızlık durumunda kazanılacak öğrenmenin birbirini dengeleyeceğini ona iyi anlatmak gerekiyor. Başarısızlıkla gelen öğrenme, esasında size bir danışmanın pazarınız hakkında hazırlayacağı rapordan çok daha değerli. RoF göstergesinin iyileştirilmesi ise, şirketin inovasyon projelerini yönetirken harcayacağı paranın minimumda tutulmasını gerektiriyor. Ciddi bir yatırım yapmak yerine prototipler ile çalışmak, en yalın ürünü/ hizmeti müşteride test ettikten sonra gerekir ise, sunulan ürünü ve hizmeti değiştirmek ve müşteri hala beğenmiyor ise de, projeyi daha fazla masraf yapmadan öldürmeyi bilmek gerekiyor.

İnovasyon İçin

Bugünün dünyasında, hiç risk almayan ve başarısızlık yaşamayan şirketlerin sadece adımsal inovasyon yapabildiklerini görüyoruz. Diğer bir değişle, mevcut ürünlerini iyileştirmekten öteye gidemiyorlar. Tüm soruların cevaplarının bilindiği bir ortamda risk almadan yaşıyorlar. Ancak, 21. Yüzyılın rekabet ortamı çok farklı. Tesla Motors’un kurucularından Elon Musk’un dediği gibi “If you’re not failing, you’re not innovating.” (Eğer başarısızlık yaşamıyorsanız, inovasyon yapmıyorsunuzdur.)

Leave a comment