Ruhunu Kaybeden Startup’lar

Bazı şirketler inovasyon alanında başarılı olmak için ‘startup’lardan ilham almaya çalışıyorlar. Esasında bu gerçekten çok mantıklı bir yaklaşım. Startup’ların dinamizmi, çok kısıtlı imkanlarla büyük işleri başarabilmeleri, yalın yönetim modelleri, bir ürün veya hizmeti pazara sunmadan test etme kültürleri, gerektiğinde iş modellerini değiştirebilme süratleri imrenilmeyecek gibi değil. Geleneksel şirketlere baktığınızda ise tam tersi bir senaryo var: mantıklı ve risksiz karar alma geleneği, şirket içerisinde yaratılan bürokrasi ve kar getirdiği sürece asla sorgulanmayan iş modeli. Zaman içerisinde her bir iş için yaratılan mantıklı süreçler, denetim mekanizmaları ister istemez işi yavaşlatabiliyor. Ancak, ‘startup’ların kuruluştan gelen bu dinamizminin de her zaman kalıcı olmadığını unutmamak lazım.

 

Kurulduktan sonra piyasada belirli bir başarıya ulaşan startup’lar, yakaladıkları bu başarı trendini devam ettirebilmek için, çoğu zaman büyüme yoluna gidiyorlar. Girişimcilik ruhunu taşıyan çekirdek ekip yetersiz kalmaya başlayınca işe alım süreçleri başlıyor. Tüm şehirlere yayılalım söylemini, hadi şimdi de uluslararası, hatta global olalım söylemi takip ediyor. Ekiplerin büyümesi aynı zamanda belirli bir “rasyonelleşme” gereğini de beraberinde getiriyor. Ne de olsa eskisi gibi 3-5 kişi değiliz, yüz kişilik bir ekip olduk, bazı şeyleri daha profesyonel şekilde yönetmeliyiz diyorlar. Şirketin kaynaklarını artık “profesyoneller” yönetiyor. CFO’dan İK yöneticisine kadar herkes işi büyük şirketlerdeki gibi yapmaya çalışıyor ve işte ne oluyorsa bu noktada oluyor. Şirketin startup özelliği, kültürü, geçmişi, büyük bir süratle unutulmaya başlanıyor. Müşteriyi dinleyerek yola çıkan startup kültürü bundan büyük bir darbe alıyor. İşe sonradan başlayan bazı idealist ve bir o kadar başarma hırsı ile dolup taşan genç arkadaşlar, bırakın müşteriyi dinlemeyi, zamanla sağlayıcılara / tedarikçilere, müşterilere kötü davranmaya başlıyor. Ne de olsa korkacak bir şey yok, para basan bir modelimiz var diye düşünüyorlar. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde ise, bu sözde rasyonelleşme ‘startup’ın ruhunu kaybetmesine sebep oluyor.

 

Peki gerçek bir inovasyonu doğuran bu kültürü, bu ruhu kaybetmemek için ne yapılabilir? Burada en büyük görev startup’ı ilk başta kuran o 3-5 kişilik ekibe düşüyor. Esasında startup ruhu, kültürü dediğiniz şey, girişim ilk başta kurulurken bu çekirdek ekibin bilinçli veya bilinçsiz şekilde yarattığı ve çoğu zaman yazıya aktarmaya gerek duymadığı kurallar bütünü. Çekirdek ekip, ilk başlangıçta yarattıkları bu kuralları önemsemez ve şirket kültürü haline getirip işe yeni başlayanlara benimsetmez ise, gelinen noktadan geri dönüş şansı kalmıyor. Var olan ama unutulan bir şirket kültürünü sonradan, işler kötüye gitmeye başlayınca hatırlayıp, çalışanlara anlatmaya çalışmak çok zor.

 

Ülkemizde faaliyet gösterip başarıya ulaşmış şirketlerin nasıl kurulduklarını bir an için olsun hatırlamaya çalışalım. Esasında bu şirketlerin de kuruluş aşamalarında bir girişimci ruh var. O zamanın şartlarında uzağı görebilen, fırsatları değerlendirebilen, diğerlerinden daha hızlı davranabilen 20.yüzyıl girişimcileri. O dönem girişimcilerin dizüstü bilgisayarları, internetleri, cep telefonlarında chatleşme programları yoktu diye, onların startup karakterlerini göz ardı etmememiz gerekiyor. Ancak, 20.yüzyılda kurulmasına rağmen 50 yılını tamamlamış şirketlere baktığınızda, sayının ciddi bir şekilde azaldığını görüyorsunuz. Kuruluş dönemindeki felsefesini, heyecanını, kültürünü korumayı başarabilmiş şirketler halen sapasağlam ayakta. Araştırdığınız takdirde bu şirketlerin çoğunun zamanında kurucuları tarafından yazıya dökülmüş ilkeleri, kuralları, diğer bir deyişle korumayı başarabildikleri bir kültürleri olduğunu göreceksiniz. Günümüz teknolojisinin kaldıraç etkisiyle süratle kurulan ve aynı şekilde büyümeye başlayan startup’ların, sürdürülebilir bir model yaratmak için onları ilk başta yaratan felsefeye mutlaka sahip çıkmaları gerekiyor.

Leave a comment