Yeni Teknolojiler Dışında İnovasyon Yapmak…

Günümüzde startup’lar kuluçka merkezlerinden, çeşitli eğitim imkanlarından, özel fonlama sistemlerinden yararlanıyor. Ülkemizde onlara sunulan imkanlar halen yeterli denecek seviyeye ulaşmış olmasa da, özel bir ilgi ve alakadan yararlanabiliyorlar. Peki ya gündemde olmayan diğer şirketler, kobiler, aile işletmeleri? Şimdilik, özellikle inovasyon konusu açıldığında bu şirketlere aynı oranda ilgi olduğunu söylemek zor. Bu ilgisizliğin nedenine gelince, öncelikle ülkemizde inovasyon konusu halen çok fazla yeni teknolojiler ile ilişkilendiriliyor. Teknoloji alanında çalışmayan şirketlere inovasyon yapabilir gözüyle bakmıyoruz. Bazılarına göre, gıda, tarım, hayvancılık gibi sektörlerde inovasyon yapmak dahi mümkün değil. Bir kaç yüz kilometre güneyimizdeki İsrail ise, bu saydığım alanlarda harikalar yaratırken biz görmezlikten geliyoruz.

 

Bir diğer sorunumuz ise, klasik şirketler ile ‘startup’ları aklımızda o kadar başkalaştırmışız ki, bu şirketler arasındaki evliliklere olmaz gözüyle bakıyoruz. Klasik şirketler yeterince startup dünyası ile temasa geçmiyor, onlara ortak olup kurdukları şirketleri satın almıyorlar. İnovasyon kültürüne yabancı olan bu şirketler, ‘startup’lardan yararlanarak açık inovasyon yapmayı bilmiyorlar. Dolayısıyla, klasik şirketler ile ‘startup’lar arasındaki ilişkiyi mutlaka yeniden tanımlamamız gerekiyor. Türkiye’deki klasik şirketlerin, startup’lar kadar hatta daha fazla inovasyon eğitimine ihtiyacı var. Zira klasik şirketler inovasyonu öğrenmediği sürece ‘startup’lara daha fazla ilgili göstermeleri zor görünüyor.

İş Birliği

Esasında klasik şirketler ile startup’lar arasındaki ihtiyaç karşılıklı. Startup ekosisteminin de gelişebilmek, büyüyebilmek için klasik işletmelerin kaynak ve imkanlarına ihtiyacı var. Peki, birbirlerini tamamen farklı olarak görmeye alışan bu iki grup işletmeyi bir araya getirmek için ne yapılabilir? Türkiye’de klasik olarak adlandırdığımız işletmelerin sayısını dikkate aldığımızda, bütün bu şirketleri başarılı bir inovasyon eğitiminden geçirmek oldukça zor görünüyor. Fakat, inovasyon kültürünün zaten içerisinde yaşayan startup’ların ve onların başındaki girişimcilerin hareket kabiliyeti ise çok daha yüksek. Girişimciler çoğunlukla faaliyetlerini yeni teknolojilere indirgiyorlar. Dünya’daki başarılı örneklere baktığımız zaman bu son derece mantıklı görünüyor. Ancak, Türkiye’nin de göreceli rekabet üstünlüğü olan bazı sektörleri var. Örneğin inşaat sektörü. İnşaat sektörünün rakamsal büyüklüğüne baktığınız zaman, yeni teknolojiler konusunda çalışan çoğu sektörden çok daha büyük olduğunu hemen görebiliyorsunuz. Peki hiç düşündünüz mü, ülkemizde inşaat teknolojileri, yapı malzemeleri konusunda çalışan kaç startup var?

 

Startup’lar faaliyetlerini Türkiye’deki sektörleri dikkate alıp farklılaştırma yoluna gitseler, ortaya çok farklı fırsatlar çıkabilir. Eğer kaynak onlara gelmiyor ise, onların kaynağa doğru gitmelerinden bahsediyoruz. Yeni teknolojiler alanında startup kurmakla, farklı bir alanda stratup kurup yeni teknolojileri kullanmak farklı şeyler. Burada startup’ların yeni teknolojilerden vazgeçmesini değil, bu teknolojileri ülkemizde daha kolay kaynak bulabilecekleri faaliyet alanlarında kullanmaya çalışmalarını kastediyorum. Sizce denemeye değer mi?

Leave a comment