Top

Sürdürülebilir Rekabet, Kurumiçi Girişimcilik ve İnovasyon Kültürü

Sürdürülebilir Rekabet, Kurumiçi Girişimcilik ve İnovasyon Kültürü

Sürdürülebilir Rekabet, Kurumiçi Girişimcilik ve İnovasyon Kültürü

Son yıllarda, 5746 sayılı yasadaki revizyonların getirmiş olduğu vergisel avantajlar ile birlikte, ülkemizde ar-ge ve tasarım merkezlerinin sayıları ciddi bir oranda artmaya başlamış durumdadır. Bu artış, ar-ge ve inovasyon gibi kavramların bilinirliliğin artarak yaygınlaşması noktasında önemli bir rol oynamıştır ve oynamaya da devam etmektedir. Geçmişten farklı olarak, artık ar-ge ve/veya tasarım merkezi kurmak (Yazının bundan sonraki kısmında iki merkez türünü kapsayacak şekilde ar-ge merkezi ifadesi kullanılacaktır.) sadece büyük ölçekli şirketler tarafından değil, KOBİ’ler tarafından da tercih edilmektedir. Söz konusu bu gelişmelerin, şirketlerimiz dolayısı ile de ülkemiz açısından önemini yadsıyabilmek kesinlikle mümkün değildir. Ancak, bu noktada ortaya çıkan şu soruyu da görmezden gelebilmek mümkün değildir: “Kurumiçi girişimcilik, iş modeli inovasyonu ve açık inovasyon olmaksızın, sadece şirket (KOBİ & KOBİ üzeri şirketler) bünyesinde ar-ge merkezi kurmak, şirketlerimizin hayatta kalabilmesi ve / veya rekabet avantajlarını sürdürülebilir kılabilmesi için yeterli midir?” Bu soruda altı çizilmesi gereken önemli bir husus, bu sorunun sadece KOBİ’lerimiz için değil, büyük ölçekli şirketlerimiz için de son derece geçerli olduğudur.

KOBİ’lerimiz için bu yeterli midir?

Yukarıdaki sorunun kısa ve net yanıtı, “elbette yeterli değildir” şeklinde olmasına karşılık, sorunun bu kısa ve net yanıtı, bizim için elbette yeterli değildir. Bir döneme imza atmış olan ar-ge / teknoloji odaklı global şirketler dahi, trendleri takip etmedikleri veya edemedikleri için müşteriye sunmuş oldukları değer önerisini yenileyememişler, dolayısı ile de iş modellerini yenileyemeyerek, o zamana kadar sahip oldukları sürdürülebilir rekabet avantajını kaybederek, ya tarih sahnesinden silinmişlerdir, ya geçmişlerine göre oldukça küçülerek varlık mücadelesi vermişlerdir ya da trendleri doğru okuyarak iş modellerini zamanında yenileyebilmiş olan rakipleri veya sektörün yeni oyuncuları tarafından satın alınmışlardır.

 

Geçmişte global ölçekte faaliyet gösteren bir şirket olması nedeni ile, ifade edilen bu duruma yönelik çarpıcı bir örnek “Kodak”tır. “Kodak”, günümüzün dijital kameralarında kullanılan çekirdek teknolojiyi icat etmiş olmasına rağmen, trendi öngöremeyerek şirketin gelecek stratejisini doğru bir şekilde belirleyemediği ve “iş modeli inovasyonu” konusunda başarısız olduğu için, rekabetçi gücünü sürdürülebilir kılamamıştır. Dolayısı ile ar-ge odaklı ve ürün inovasyonuna önem veren oldukça yenilikçi bir şirket olmasına karşılık, iflas etmesini engelleyememiştir. “Kodak” şirketi de, kaçınılmaz olarak aynı kaderi paylaşan diğer şirketler gibi, ar-ge ekseninde teknik bir soruna odaklanmanın yıkımın çaresi olacağına inanmaktaydı.

Üç Ana Kavram

 

Bu bağlamda, ön plana çıkan üç kavram bulunmaktadır. Bu kavramlardan ilki, iş modeli inovasyonudur. İkincisi, iş modeli inovasyonunun sürdürülebilir ve sistematik bir hale, diğer bir deyiş ile bir kültür haline, gelebilmesi için kurumiçi girişimciliktir (intrapreneurship). Üçüncü kavram ise, teknoloji yaşam eğrisinin her geçen gün kısalmasına bağlı olarak rekabetin arttığı bir ortamda, geçmişe kıyas ile kaynakların çok daha etkin kullanılması gerektiğinden dolayı, “açık inovasyon (open innovation) kavramıdır. Dolayısı ile ar-ge merkezi kurmak önemlidir ama müşteriye ve şirkete değer yaratabilmek için, tek başına yeterli değildir. “Kodak” örneğinde olduğu gibi, şirketlerimizin böylesine hazin bir son ile karşılaşmamaları ve ar-ge merkezlerini çok daha katma değerli bir hale getirebilmeleri için, trendleri sürekli olarak takip etmeleri, bu kavramları hayata geçirecek şekilde bir inovasyon stratejisi oluşturmaları ve kurumiçi girişimcilik sistemi kurmaları gerekmektedir.