Top

İnovasyon & Rekabet Hukuku İlişkisi

İnovasyon & Rekabet Hukuku İlişkisi

İnovasyon kelime olarak yeniliği ve teknolojiyi çağrıştıran bir sözcük olsa da, aslında bir yandan da “Her yenilik korunmaya değer mi?” tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Hukuk dediğimiz zaman, aklınızda belirmeye başlayan “Nasıl, Neden, Nasıl olacak?” gibi birbirini izleyen bir çok sorunun ardından, kendinizi “İmdat!” diye bağırır iken bulmanız çok normal. Fakat şu an sizden istediğim şey, önce derin bir nefes alarak ardınıza yaslanmanız, ardından okumaya başlamanız. Okumaya karar verdiyseniz eğer, sizi çok zamanınızı almayacak keyifli bir yazının beklediğini söyleyebilirim. İnovasyon ve Rekabet Hukuku kavramlarından oluşan bu yazı, birbiri ile ilintili gibi gözükmese de, içeriğinin aslında öyle olmadığını siz okuyucularıma temin edebilirim.

 

İnovasyon

 

İnovasyon bir anlamı ile, durağanlığın ve sabitliğin karşıtıdır. İnovasyon ve rekabet kavramları, tam anlamı ile dirsek temasında olan ve sürekli birbiri ile yolları kesişen iki kavramdır. Rekabet bir çok şekilde anlatılmaya ve tanımlanmaya çalışılır. Ancak, tanımdan ziyade “Neden rekabet edilmektedir?” sorusuna cevap vermek daha doğru olacaktır. En önemli rekabet nedenini, “yenilik”, “daha yeni ve/veya daha teknolojik olan için çalışmaktır” diye de tanımlayabiliriz. Girişimcilik ekosisteminde rekabet ederek çalışmalar ortaya koyarak, elde edilen yeni fikir veyahut yeni ürün/proje/iş, hukuken fikri mülkiyet haklarının alt başlığını oluşturan patent, marka ve telif hakları ile korunur.

 

Rekabet

 

Bu genel bilginin dışında, rekabet hukukuna ilişkin ise şu yorumu yapabiliriz: Fikri mülkiyet hakları aynı zamanda, teşebbüslere tekel hakkı veren bir takım hakları da esasen içinde barındırmaktadır. Bir girişimci için en önemli noktalardan birisi, ortaya çıkardıkları fikri veyahut ürünü rakipleri ile güçlü bir şekilde rekabet edebilmek adına, hukuken nasıl korumaları gerektiğini bilmektir. Bunun yanı sıra, bir hukukçu olarak şunu da söylemeliyim ki, inovatif gelişmelere ilişkin hukuki regülasyonun sağlanması, bu sektöre ilişkin yapılan tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Örneğin, “İnovasyon tekel hakkı elde etmek için yapılan bir çaba mı, yoksa tam aksi mi?” gibi sorular, sektörde akıllara uzun zamandır gelmekte olan ve hukuk ile ilintisi bulunan sorulardan yalnızca bir tanesidir.

 

Akıllara gelen bu soruyu, pek çok iktisatçı ve siyaset bilimci farklı açılardan değerlendirerek cevaplandırmışlardır. Schumpeter, inovasyonun temel güdüsünü, tekel olmaya çalışma olarak açıklamakta ve bu neden ile rekabet ile inovasyon arasında ters ilişki olduğunu iddia etmiştir. Buna mukabil, Arrow ve takipçileri ise, inovasyonun pazarda rakipleri daha üstün performans sergilemeye zorladığını, dolayısı ile de inovasyon ve rekabet arasında pozitif bir ilişki olduğunu öne sürmektedirler.

 

Rekabet ve Rekabet Hukuku, hukukçuların ve iktisatçıların beraber çalışması gerektiği bir alandır. Rekabet Hukuku, içeriği itibari ile diğer hukuk dallarına kıyas ile, iktisadi bilginin daha ağır bastığı bir hukuk dalıdır. Piyasa, pazar, piyasa dengesi, teşebbüs, iştirak, yatay iş birliği, dikey iş birliği gibi terimler, ilk bakışta hukuki terminolojiden çok uzak ve korkutucu gibi gelen teknik terimlerdir. Ancak, hukuki alt yapının üzerine edinilecek iktisadi bilgi ile anlam kazanmaktadır. Bu iki terminolojiye hakim olduktan ve gerekli birleşimleri yaptıktan sonra, gerek girişimcilik ekosistemine hakim olan inovasyon kavramını, gerek ise diğer sektörlerdeki parametreleri rekabet hukuku ile ilintilendirip yorumlayabiliriz.

 

Yukarıda bahsettiğim üzere, ekosisteme ilişkin inovasyon ve rekabet terimlerini “rekabet hukuku, rekabetin korunması, rekabetin bozulmasının engellenmesi, tekel ve kartel oluşumunun engellenmesi” kavramları ile yan yana kullanabilmek için, öncelikle piyasayı ve pazarı tanımlamak gerekmektedir. Piyasa ve pazar tanımları yapılmadan ve ‘pazar’ın kapsam alanı belirlenmeden o alanda bir ihlal olup olmadığı hukuken bilinemez.

 

Asıl Soru!

 

Peki şimdi asıl sorumuz nedir? Asıl sorumuz inovasyonun pazarda nasıl tanımlanacağıdır. İnovasyonun yer alacağı pazarı tanımlamak, rekabet hukukunda diğer geleneksel olarak tanımı kolayca yapılan pazarlara göre çok daha zordur. İnovasyonun konumlanmış olacağı bu pazarın ve alanın en kritik noktası olan teknoloji parametresi, çok hızlı değişmekte ve gelişmektedir. İnovasyonun baş rolünü oynadığı pazarlarda hızlı yenilikler olması nedeni ile hakim durumda olan teşebbüsler, mevcut durumunun her an değişebileceğini, hızlı gerçekleşen bu değişimler ile pazarda yer alan diğer teşebbüslerin bir anda hakim duruma gelebileceğini göz önünde bulundurmalılardır. Bu durum nedeni ile de, inovasyonun konumlandığı alanlarda aktörlerin durumu çok değişkenlik göstermektedir.

 

Hemen her ülkede var olan, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile kurulması öngörülen ve bu kanunun uygulanmasından sorumlu olan Rekabet Kurumu da, kararlarında inovasyonun konumlandığı pazarları tanımlarken, hızlı bir şekilde değişkenlik gösteren faktörlere dikkat çekmiştir.

 

İnovasyon ve rekabet konularının birbirleri ile dirsek temasında olduğundan yukarıda detaylıca bahsettik. İşin kanaatimce en kritik bölümü ise, bu kavramların hukuk ile olan ilişkisidir. Yani, vurgulamak istediğim nokta, inovasyon ve rekabet hukuku birlikteliği girişimciler için teşvik edici mi yoksa engelleyici bir unsur mudur? Girişimcilerin/Startup’ların birbiri ile iş birliği içerisinde çalışması, beraber teknoloji geliştirmesi, rekabet kanunu kapsamında ihlal oluşturur mu? Maalesef, bu soruya direkt evet ya da hayır şeklinde cevap vermek mümkün değildir. Soruların hepsinin cevabı, her somut olaya göre değişkenlik gösterecektir.

 

Rekabet Hukuku ve fikri mülkiyet haklarının teknolojik gelişme ve çalışmaları teşvik edici düzenlemeler barındırması sebebi ile olumlu etkiler doğurması ve bu alanda çalışanlara katkı sağlaması, sektörde beklenen ve istenen bir durumdur. Fakat, bu hakların dezavantajlı tarafı ise, rekabet ihlalleri bağlamında yüksek miktarlarda idari para cezası ile karşı karşıya kalınması ihtimalidir. Yüksek meblağlı kesilen idari para cezalarının, bir teknolojik girişimi olumsuz yönde etkileyeceği durumunun her zaman göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamak isterim.

 

Sonuç olarak, “rekabet hukuku ve inovasyon” birlikteliği, ekosistemde çalışan, bu alana katkı sağlayan kişilerde yeni fikirler ve yeni düşünceler yaratmaya devam edecek gibi görünmektedir. Bu alanda aklınızda yer alan soruları ve hukuki riskleri iyi analiz etmek gerekmektedir. En önemlisi de hak kaybı ve yüksek idari para cezaları ile karşı karşıya kalmamak adına, startup’ların kuruluş öncesinden itibaren her aşamada hukuku dikkate almaları gerekmektedir.

 

Konuk Yazar: Avukat Kaya Tendiriş