Top

#mutfakherkesindir Sosyal Girişiminin Kurucusu Zülal Gedik ile Ropörtaj

#mutfakherkesindir Sosyal Girişiminin Kurucusu Zülal Gedik ile Ropörtaj

Genç bir Kadın Girişimci olarak sizi tanıyabilir miyiz?

 

Merhaba, ben Zülal. Genç bir kadın olarak en derinden hissettiğim, hatta belki de her olumsuz deneyimimin kaynağı olan ‘’toplumsal cinsiyet eşitsizliği’’ne yönelik çalışmalar yürütüyorum. Kadınların iş hayatına katılımı ve ev içi emek yükünü çoğunluklu olarak üstlenmesine farkındalık ürettiğim #mutfakherkesindir isimli bir sosyal girişimim var. En büyük derdimi kendime iş edindiğimi ve bunun çözümüne katkı sunmak için çalıştığımı söyleyebilirim. Eğitim hayatıma gelince, lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde 2019 yılında tamamladım. Yüksek lisans eğitimime ise Ankara Üniversitesi FİSAUM bünyesinde, Fikri Mülkiyet Hakları, Teknoloji Politikaları ve İnovasyon Yönetimi programında devam ediyorum.

 

Girişimcilik ekosisteminde kadın olmanın zorlukları var mı, var ise bu zorlukları deneyimlediniz mi?

 

Bunun faaliyet gösterdiğimiz alan ya da sektör ile yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Girişimcisiniz ama ne üretiyorsunuz, ne anlatıyorsunuz? Ben kendi adıma, erkek egemen bir alanda olduğumu söyleyemem. Dolayısı ile, kadın olarak geri planda hissettiğim, ayrımcılık yaşadığım bir an canlanmıyor zihnimde. Yalnız şunu paylaşabilirim: Her ne kadar istisnalar olsa da, toplumsal cinsiyet eşitliği ne yazık ki çoğunluk ile kadınların konuştuğu ve görünür kıldığı bir konu. Halbuki, bu sadece bir kadın-erkek meselesi değil. Etik, adil, saygılı, hak temelinde eşitlikçi bir insan olmak meselesi. Bunun farkındalığı çok önemli. Dolayısı ile ‘’toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan bir kadın girişimci olarak’’ karşılaştığım en büyük zorluk, bu konudaki yükün yine çoğunluk ile bizim omzumuza yüklenmiş olması diyebilirim.

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi birçok alt parçaya sahip ve bu parçaların her biri ayrıca ele alınması gereken derinlikte.. Sizin ‘’ev içi iş dağılımı’’ başlığı üzerine yoğunlaşmanızın özel bir nedeni var mı?

 

Gözlemlerim, kişisel tarihimde örtük olarak deneyimlediğim birçok pratik, kültürel kod olarak belki de yüzyıllardır aktarılıp bana kadar gelmiş bir ‘’fıtrat’’ meselesi olduğu yönünde. Ev işleri, çocuk bakımı gibi görevlerin annelik ile bağlantılı olarak kadına ait olduğu düşüncesinin, kültürlerce ‘’yapı/fıtrat’’ olarak görülmesinden bahsediyorum burada. Elbette, kültürler, davranışlar, toplumun o dönemki şartları ve yaşayış biçimi ile yakından ilgilidir. Geçmiş şartların bilgisini ve kabulünü bir kenarda tutuyorum; kültürel aktarımların eleştirmeni değilim. Fakat, ben daha çok günümüz şartlarında geldiğimiz noktadan hareket ile, ‘’çok daha paylaşımcı, adil dağılımlı, kalıp rol ve yargılardan uzak, tercihlerin kişilerin kendisine ait olduğu’’ bir hayatın mümkün hatta şart olduğunu düşünerek hareket ediyorum.

 

Mesela meslek seçiminde dahi, bir erkeğe ‘’evine erken gelirsin, eşine/çocuğuna yemeğini hazırlayabilirsin’’ denilmez iken, kadına yöneltiliyor bu yorumlar. Tabii ki buna paralel olarak, erkeğe de daha fazla para kazanacağı, eşine ‘’bakabileceği (!)’’ bir yaşam standardı yakalama görevi yükleniyor. Bunların her ikisi de, aynı sonuca çıkar. Hayatı idame ettirmek, kişilerin kendi sorumluluğunda olmak ile birlikte, aynı yaşamın ortakları olarak kimin ne iş yapacağını, hangi görevi tamamlayacağını seçmek de kişilere aittir. Görevlerin dağılımını toplumsal normlar değil, kişiler yapmalıdır ve beklenti dışı tercihler yargılanmamalıdır benim fikrime göre. Bu durumun farkındalığının artması için de, ‘’ev içi iş dağılımı ve toplumsal roller’’e çözüm üretirken buldum kendimi.

 

Peki “ev içi iş dağılımı” konusunun kısa vadede hayal ettiğiniz iyileşmeyi yakalayacağını düşünüyor musunuz?

 

Yüzyıllardır gelen kültürel kodlardan bahsetmiştik az önce. Elbette, çok kısa vadede ütopik iyileşmeler bekleyemeyiz. Buna karşılık, son dönemlerde özellikle kurumsal şirketlerin, iş hayatına katılım ve eşit çalışma şartları üzerine sosyal sorumluluk projeleri tasarladığını görüyorum. Marka değeri yüksek firmaların, çalışanlarına cinsiyet temelli ayrımcılık yapmaması, bu alanda görünürlüğü artırması bana umut veriyor. Yalnız, bu noktada şunu da eklemem gerekiyor: Bazı sosyal sorumluluk projelerinin kendisine, reklamına olduğu kadar bütçe ayrılmıyor. Bu iş biraz istismara açık. Bu konuda sonuna kadar şeffaf, etik markalar olduğu gibi, tam tersi olanların da mevcudiyetini maalesef kabul etmek gerekir. Her şeyde olduğu gibi, iyi ve kötü bir arada. Önemli olan husus ise, sağladığımız toplam faydaya odaklanmak sanırım.

 

Kadınlar Günü aracılığı ile özel olarak vermek istediğiniz bir mesaj ya da tavsiye var mı?

 

Kadınların iş hayatında ve girişimcilikte çok daha aktif olmasını, girişimcilik ekosisteminde ve şirketlerde cinsiyete dayalı olmayan, çeşitli, eşitlikçi üretim alanlarının artmasını isterim. Denemek isteyen her kadının, kendi girişimini kurarak start-up ekosistemine adım atmasını veya kurumiçi girişimciliği hayata geçirmiş şirketlerde girişimciliği deneyimlemelerini tavsiye ediyorum. Ayrıca, çıkılacak bu yolculuğun olumsuzluklarını ‘’başarısızlık’’ olarak değil, öğrenim ve kazanım olarak görmelerini, bu kazanımlardan hareket ile yeni girişimlere adım atmalarını ve her zaman harekete geçme cesareti ile dolu olmalarını diliyorum.

 

Yazar: Zülal Gedik