Top

Kurumiçi Girişimciliğin Dayanılmaz Cazibesi

Kurumiçi Girişimciliğin Dayanılmaz Cazibesi

Sony’nin Playstation’ı, 3M’in Post-it’i ve Google’ın Gmail’i gibi inovasyonların bu şirketlerin kurumiçi girişimcileri tarafından yaratıldığını biliyor muydunuz? Sürdürülebilir inovasyon ve rekabet avantajı sağlamak isteyen şirketlerin kendi içlerinde bir “Kurumiçi Girişimcilik Kültürü” yaratmaları gerekiyor. Şirketler çoğunlukla bu kültürel değişimi başarabilmek için, ya kendi içlerinde kurumiçi girişimcilik ile ilgili bir yapılanmaya gidiyorlar ya da faaliyet alanları ile ilgili startup’ları satın alarak kurum dışındaki girişimcileri kendi bünyelerine transfer etmeye çalışıyorlar. Kullanılan yöntem ne olursa olsun günümüz rekabet şartlarında şirket içerisinde bir girişimcilik ruhunun yaratılması şart. Kurumiçi girişimciliğin bir kültür haline gelebilmesi için, öncelikle şirketin çalışanlarının “girişimci” kimliğini kabullenmesi gerekiyor. Girişimcilik rolünün kabullenilmesi, ödüllendirilmesi ve şirket stratejileri doğrultusunda yönlendirilmesi gerekiyor.

Kurumiçi Girişimciyi “Yaratmak” Değil, “Ortaya Çıkarmak”!

Kurumiçi girişimcilerden bahsederken çoğu zaman “yaratmak” sözcüğünü kullanıyoruz. Sanki onlar şirketin içerisinde yokmuş gibi davranıyoruz. Ancak, tecrübemiz bize bu kelimeyi aslında yanlış bir şekilde kullandığımızı gösterdi. Esasında cümleye “yaratmak” sözcüğü ile başlanıldığında, bir bakıma şirketin inovasyon yapamamasının sebebini sanki çalışanlarına yüklüyormuş gibi bir algı yaratılması ve bu yönde bir pozisyon alınmasına sebep olmak söz konusu hale gelebilmektedir. “Esasında bizim şirket inovatif olabilir ama çalışanlarımız girişimci değil” demek gibi bir şey. İnovasyon kültürü, kurumiçi girişimciyi “yaratmak” değil, şirket içerisinde var olanları “bulup ortaya çıkarmak”, onların kendilerini geliştirmesine yardımcı olmak ve onları takdir etmek anlamına geliyor. Bilinçli veya bilinçsiz olarak kurumiçi girişimcilerin önemsenmediği şirketlerde ise ortaya apayrı bir tablo çıkıyor. Çalışanların girişimci çabalarının görmezden gelinmesi, adeta kişisel gayretin ve şirketi sahiplenmenin cezalandırılması şeklinde algılanabiliyor. Söz konusu çalışan tek bir kişi dahi olsa, bu kişiye verilen mesajın ister istemez daha geniş bir kitle üzerinde dolaylı olarak negatif bir etkisi olabiliyor.

İşveren Markası Olabilmek ve Kurumiçi Girişimcilik

Gençler ile iletişim kurmak konusundaki bir yazımızda, günümüz gençlerinin kurumsal şirketlerin yanı sıra ‘startup’larda çalışmaya ilgi göstermeye başladıklarından bahsetmiştik. Kurumiçi girişimcilik kültürünü yaratmayı başaran şirketler, yeni girişimcileri de kendine çekmekte daha başarılı olabiliyorlar. Bir şirketin, faaliyet göstermekte olduğu sektörde “girişimcilere, çalışanlarının fikirlerine önem veriyor” şeklinde tanınması, diğer şirketlere nazaran daha çekici olmasını sağlıyor. Böylelikle, şirketlerin sahip oldukları bu yaklaşım “işveren markası” olarak adlarından sıklık ile bahsedilmesini sağlıyor. Mezuniyet sonrasında girişimcilik yapmak isteyen ancak bu konuda tereddüt içerisine düşen gençler, kurumiçi girişimcilik yapan şirketleri tercih ediyorlar. Zira gençler bu tip şirketlerde belirli bir hareket özgürlüğüne sahip oluyorlar; kendi şirketlerini kurmak için yapmaları gereken tüm formalitelerden kurtuluyorlar; kaynak yaratmaktansa doğrudan şirketin var olan kaynaklarına erişim sağlıyorlar ve bunun da ötesinde sabit bir geliri garanti altına almış oluyorlar.

 

Kurumiçi girişimciliğin cazibesi sadece gençlere sunduğu imkanlarla da sınırlı değil, şirket için de önemli avantajlar söz konusu olabilmektedir. Bu kültürü kendi içinde oluşturmayı başaran şirketlerin çalışanları ister istemez çok daha fazla motive oluyor. Sonuçta, şirket “onların” fikirlerine önem veriyor, onların fikirlerini ön plana çıkarıp hayata geçirmeye çalışıyor. Bu motivasyon, ister istemez şirkete inovasyon için gerekli olan yeni bir bakış açısı ve yaratıcılık kazandırıyor.