Top

Metodoloji, İnovasyonun Tetikleyicisidir!

Metodoloji, İnovasyonun Tetikleyicisidir!

İnovasyonun tanımını yapmak kadar, inovasyon ile metodoloji arasındaki ilişkiyi de doğru tanımlamak önem taşıyor. Metodolojinin inovasyon sürecindeki en önemli görevi, bu süreci ateşlemektir. İnovasyon, kalabalık grupların bir araya gelip beyin fırtınası yapması sonucunda ortaya çıkan bir olgu değildir. Aynı şekilde, iş yerinizin, televizyonda gördüğümüz teknoloji devlerininkine benzer oyun-spor odaları, dinlenme-düşünme odaları gibi imkanlara sahip olması da, inovasyon yapabileceğinizin bir göstergesi değildir.

 

Günümüzde anladığımız şekli ile modern inovasyon, belli bir takım teknikler ve metodolojiler kullanılarak ortaya çıkarılmaktadır. İnovasyon teknikleri, tıpkı inovasyon tanımları gibi çok çeşitlidir. İdeal ve herkese uyan, mucizevi bir inovasyon metodolojisi bulunmamaktadır. Her şirket için standart doğru bir model yoktur. Her şirket için doğru model, sonuç aldığı model olacaktır. Şirketlerin, farklı metodolojileri araştırıp, kendilerine en uygun olanı seçmeleri ve hayata geçirmeleri gerekmektedir. Başarılı şirketlerin daha ziyade, farklı modellerin karışımından oluşan hibrit modelleri tercih ettikleri görülmüştür.

 

Seçilen metodoloji hangisi olur ise olsun, zaman içerisinde değiştirilebilir ve mükemmelleştirilebilir. Unutulmaması gereken tek kural, inovasyonun bir tetikleyici kurallar ve teknikler bütünü olmadan gerçekleştirilemeyeceği ve gerçekleşse dahi devamlı olmayacağı, tesadüften ibaret kalacağıdır. Kısacası, şirketlerin belirli bir inovasyon metodolojisi uygulamaları, bunu hayata geçirmek için gerekli eğitimleri almaları, böylelikle de inovasyon yetkinliği kazanmaları gerekmektedir. İnovasyonun sonucu olan yeni ürünler, hizmetler ve iş modelleri daha sonra kendiliğinden gelecektir.

 

İnovasyon metodolojisi olan şirketler, yenilikleri yakalamakta ve ticarileştirmekte daha başarılı oluyorlar. Metodoloji sayesinde, sizin sokakta yürürken dikkat etmediğiniz şeyleri görüyorlar. Algıda seçicilik sayesinde, fırsatları daha kolay algılıyorlar. Sistematik olarak, müşterilerini, çalışanlarını ve tedarikçilerini takip ediyorlar; sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözümler arıyorlar. Esasında, sizlere tesadüf gibi gelen bazı inovasyonları herkesten önce tespit etme fırsatı yakalıyorlar.

 

Önemli Örnekler!

 

Örneklerden yola çıkarsak, 3M şirketi tarafından piyasaya sürülen ‘post-it’ler temelde, sürekli aldığı notları kaybeden bir çalışanın fikriydi. ‘Linux’ işletim sistemi ise, ücretli işletim sistemi kullanmak istemeyen kullanıcıların fikriydi. İlk kez Apple tarafından piyasaya sunulan yazılım penceresi (Windows) sistemi, o dönemlerde uzmanlık gerektiren bilgisayar kullanımını basitleştirerek, daha geniş kitlelere yaymayı hedefliyordu. Ancak, bu sistem de ilk kez daha süratli davranan Microsoft şirketi tarafında piyasaya sürüldü.

 

‘Fast-food’ restoranlarında hamburgerin yanında yemeye alıştığımız patates kızartması fikri de, kendiliğinden ortaya çıkmadı. Bu fikri ilk kez, elinde fazladan patates stoku bulunan ve bu stokları eritmek isteyen bir McDonald’s tedarikçisi ortaya attı. Aynı şekilde, hamburger restoranlarında sabahları servis edilen yumurtalı sandviçler de, müşterilerin sabah saatlerinde et yemek istemediklerini fark eden bir bayinin fikriydi. Rüzgar sörfü ise, dalga yokken de sörf yapmak isteyen bir sörf tutkununun icadıydı ama bu fikri yakalayan birisi ticarileştirmeyi başardı.

 

Sonuç olarak, inovasyonu kim yapar sorusunun tek bir cevabı olmadığını görebiliyoruz. Ancak, tüm bu örneklerin ortak paydası oldukça nettir. O da, inovasyonu, farklı mecralarda üretilen fikirleri ve sorunları dinleyip, çözüm bulan ve bu çözümleri ticarileştirebilen şirketlerin yapabildiğidir. Diğer bir deyiş ile, yeni bir fikrin kim tarafından ortaya atıldığı kadar, bu yeni fikirlerin yakalanıp ticarileştirilebilmesi de önemlidir. Kurumiçi girişimcilik ve açık inovasyon sistemleri olan şirketler, ister istemez olmayan şirketlere göre daha kaslı oluyorlar.