Top

Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!

Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!

Ülkemiz dahil çoğu ülke, şu an yaşanan “Covid-19” merkezli krizin içinden nasıl çıkacağına dair hesaplar yapıyor. Kriz anında uzun vadeli plan yapmak ise, oldukça güçtür. Bu krizde, öncelikle kurtarılması gereken insan hayatları var ve bu salgını her ne pahasına olursa olsun durdurmak gerekiyor. Ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, hatta durması şirketleri de derinden etkiliyor. Kriz sonrası kimin ayakta kalacağı kimin yok olacağı belli değil. Kriz ölçek farketmeksizin tüm işletmeleri sarstı. Çoğu insan işini kaybetti. İleride kapanmak zorunda kalan işletmelerin, işsizliği daha da artırması muhtemel görünüyor. İşletmelerin ne zaman eski hallerine dönebileceği, işini kaybedenlerin ne zaman tekrar iş bulabileceğini ise kimse bilmiyor. Tüm bu sorunları çözmek için kısa vadeli planlar yapılıyor, herkes doğal olarak günü kurtarmaya çalışıyor. Fakat sorun şu ki, aynı şeyler yapılarak farklı sonuçlar alınmaya çalışılıyor. Gerçekten farklı sonuçlar alabilmek için ise, iş modellerinin yenilenmesi gerekiyor.

 

Ancak, bu kısa vadeli kriz çözümleri yanında bazı çevreler uzun vadeli planlar da yapmaya başladı. Kriz sonrasında nasıl bir dünya olacağını görmeye çalışıyorlar. Ekonomi, kriz öncesi değerlerine dönmeyi başarabilse dahi, artık hiçbir şey eskisi gibi devam etmeyecek ve bugünkünden farklı bir dünyada yaşamaya başlayacağız. Bugüne kadar alıştığımız, en büyük, en ucuz, en süratli, en çevreci, en global şirket olma trendi de, yerini en “güvenli” şirket olma kavramına bırakacak. Bu konuda başlayan tartışmalar, “güvenli şirket” kavramının detaylarını şimdiden belirginleştirmeye başladı.

 

Güvenli Şirket Olmanın Gereklilikleri…

 

Geleceğin güvenli şirketi, her koşulda üretimine devam edebilecek, kriz ortamında dahi tedarik zincirinin sürdürülebilirliğini sağlayabilecek, ürettiği mal ve hizmetleri her türlü ortamda müşterilerine dağıtabilecek bir şirket olacak. Şirketin küresel olması veya en ucuz olması artık eskisi kadar ön planda olmayacak. Güvenli şirket, kriz ortamından etkilenmemek veya en az şekilde etkilenmek için tek bir yerde üretim yapmayacak, riski dağıtacak. İnsan gücüne olan bağımlılığını en aza indirgeyecek. Otomatizasyon ve Endüstri 4.0 uygulamalarını en üst düzeyde kullanacak. Üretiminin sekteye uğramaması için, her şeyi “outsource” etmeyecek. Dolayısıyla, en ucuza üreten olamayacak. Tüm bunları başarabilmek için, büyük ihtimalle ‘Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin birçoğundan fedakarlık etmek zorunda kalacak. Geleceğin güvenli şirketi, tedarik zincirini kendine benzer şirketler ile birlikte kuracak. Üretimin kriz anında dahi durmaması, ancak kendisi ile aynı standartları uygulayan tedarikçiler ve dağıtıcılar ile çalışmasını gerektirecek.

 

Kriz ortamında, gıda perakendecileri, eczaneler ve bankalar dışında her yerin kapalı olduğunu görüyoruz. Belki geçen hafta gözlükçünüzden düzenli olarak kullandığınız göz lensinizi ısmarladınız ama gidip alamıyorsunuz. Çünkü, mağaza kapalı, kapıda kaldınız ve çilingir de kapalı. Camınız kırıldı, camcı da kapalı. Her şeyin ötesinde, dünyanın ilk on ekonomisi arasında yer almak ile övünen bazı gelişmiş ülkelerde, sağlık personeli için doğru dürüst yüz maskesi dahi yeterince tedarik edilemiyor. Üretim tamamen yurtdışına “outsource” edildiği için, yerelde tedarik imkanı kalmamış.

 

Teori ile Pratiğin Farkı…

 

Bu virüs salgını, hepimize dünyanın en güçlü ekonomilerinin bile böylesi bir krize ne kadar hazırlıksız yakalanabileceğini gösterdi. Dolayısıyla, hiç kimse artık eskisi gibi devam edebileceğimizi düşünmesin. Eskisi gibi devam etmeye çalışsak bile, ancak bir sonraki krize kadar devam edebiliriz. Aşısı henüz keşfedilmemiş keşfedilse dahi bir ya da iki yıl sonra uygulanabilecek yeni bir virüs salgınını, ya da küresel ısınma ile ilgili bir krizi, böylesine hazırlıksız bir biçimde beklememiz mümkün değil. İnsan beyninin kapasitesi çok büyük tehditleri algılamakta zorlanıyor, böyle bir tehlike yokmuş gibi yaşamayı tercih ediyor. Örneğin, küresel ısınmanın dünyayı çöle çevirebileceğini algılayamıyoruz. Dünya ısınıp çöl olmadan da büyük ihtimal ile algılayıp önlem alamayacağız. “Covid-19” salgınında da benzer bir durum oldu. Virüs salgını Çin’de başladığında, olan biteni biraz da küçümseyerek izleyen Avrupa, böyle bir kriz biz de olsa bu kadar ölüm olmazdı, bizim gelişmiş ülkeler olarak sağlık altyapımız çok sağlam, diyordu. Teori ile pratiğin çok farklı olduğunu hep beraber gördük.

 

Yeni Dönemde Başarılı Olmanın Anahtarı: Kurumiçi Girişimcilik & İş Modeli İnovasyonu

 

Dünya tarihinde yaşanan büyük felaket dönemlerinin sonrasında, genellikle büyük atılım ve yenilik dönemlerine girildiğini görüyoruz. Ortaçağdan Rönesans’a geçiş ve Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrası ortaya çıkan özgürlük ve liberalleşme akımına benzer bir dönem, “Covid-19” sonrası da yaşanabilir. Ancak, bizleri bekleyen yeni döneme hazırlanırken, bazılarımızın diğerlerinden daha hazırlıklı olacağı kesin. Ortaya çıkacak yeni ekonomik düzene herkesin ayak uydurması mümkün olmayacak. Bugüne kadar inovasyon çalışmalarına mesafeli durmuş şirketlerin işi çok zor olacak. Bu ekonomik kriz ortamı ve yıkıcı etkisi gelene kadar bu yönde çalışma ihtiyacı dahi hissetmemiş şirketlerin, bu ortamda sıfırdan başlayarak yepyeni bir model inşa etmeleri çok zor. Olsa olsa bekleyip yabancı rakiplerinin başarı hikayelerini analiz edip, hala imkanları var ise de onları kopyalamayı deneyebilirler. Ancak, bu işe çok geriden ve geç başlamış olacak ve çok değerli bir zamanı ne olup bittiğini anlamaya harcamış olacaklar.

 

Bugüne kadar inovasyona önem vermiş ve kurumiçi girişimcilik sistemleri sayesinde kriz dönemini beklemeden kendi iş modellerini sorgulamaya alışmış şirketler için ise durum farklı. Proaktif hareket etme becerisine sahip bu şirketler, zaten kriz olsun olmasın kendi düzenleri üzerinde yıkıcı etkisi olabilecek yeni iş modellerini, yine kendileri yenilemeye çalışıyorlar. Tedarik zincirinin çökmesi onlar için sadece, doldurmayı öğrendikleri iş modeli kanvasının “temel ortaklar ve işbirlikleri” kutucuğuna denk geliyor. Şirket içinde bu konuda bir çalışma yapıp herkesin fikrini toplamak, yeni “kanvas”lar yaratmak ve bu alanda çalışan “startup”lar ile işbirliği yaparak yeni iş modelleri geliştirmek, bu şirketler için adeta nefes almak kadar doğaldır. Şu an için öncelik, kriz öncesi şartları sağlayabilmektir. Tüm sektörler, kısa vadede hükümetlerinin ilan edebileceği, vergi indirimlerini de içeren ekonomik paketleri şekillendirmeye çalışıyor. Ancak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının bilincine varan şirketler, bir yandan “iş modeli kanvasları”nı doldurmaya başladılar bile. Geleceği, bu alanda inovasyon yönetim altyapısını kurmuş olanlar yani onlar şekillendirecek.