İnovasyon Üniversite Sınavının Sonu Olabilir mi?

İnovasyon Üniversite Sınavının Sonu Olabilir mi?

By admin

Daha inovasyon dersleri tüm üniversitelerin müfredatına girmeden, MOOC (Massive Online Open Courses) denen online dersler geleneksel Üniversite eğitim sisteminin karşısına geldi dikildi.

Tüm dünyada, üniversitelerin gelecekte bugünkü şekilde eğitim vermeye  devam edip edemeyeceği tartışılıyor. En meşhur üniversitelerin en  meşhur hocalarının verdiği dersleri, artık internet üzerinden ücretiz  veya makul bir ücret karşılığında izlemek mümkün.


Bazılarının şimdiden, “iyi ama MOOC’lardan alınan sertifikaların bir  geçerliliği yok” dediğini duyar gibi oluyorum. Evet doğru, MOOC’ların  verdiği sertifikalar üniversite diploması ile eşdeğer değil. Fakat,  hatırlarsınız cep telefonları ilk çıktığında, bu aletlerin ses kalitesi  çok düşük, bağlantı sürekli kesiliyor, bunlar asla sabit telefonun  yerine geçemez diyenler de vardı. Aynı tartışmayı dijital olan ve  olmayan fotoğraf makineleri konusunda da yaşadık. Dolayısıyla,  MOOC’ların şu anki durumundan ziyade gelecekte ne olabilecekleri  konusuna odaklanmamız gerekiyor. Yıkıcı bir inovasyon dalgasını en iyi  şekilde karşılayabilmenin yöntemi, önlem almaktan ve değişime hazır  olmaktan geçiyor.


İşverenler mülakatlarda, adayların mezun oldukları üniversitelerin  adından ziyade onların yetkinliklerine dikkat ediyor. Adayın 10 yıl önce  hangi üniversiteden mezun olduğundan daha ziyade, son 10 yılda ne  yaptığı ne başardığı, hangi yetkinlikleri kazandığı çok daha önemli.  Üniversite diploması belki yeni işe alımlarda bir tercih sebebi  olabiliyor ama sizce bunun gelecekte de böyle devam etmesi garanti mi?  Gençlerin kurduğu startup‘larda büyük şirketlere benzer bir süreç ile seçim yapılmadığından eminim. Seçim yetkinlik bazında yapılıyor.


Ülkemizde bir üniversiteye girmenin ne kadar zahmetli olduğunu  anlatmama gerek yok. Bunun ötesinde çoğu üniversite ücretli. Girmek  istediğiniz üniversite, her zaman yaşadığınız şehirde de bulunmuyor. 4  yıllık üniversite hayatının hem maddi hem manevi maliyetini hesaplamaya  çalışın. Esasında sıkıntı sadece öğrenciler ile sınırlı değil. Sıkıntı  öğretim görevlileri tarafında da var. Çoğu öğretim görevlisi yoğun ders  programları sebebiyle, “asli görevleri” olan bilimsel araştırmaya  yeterince zaman ayıramamaktan şikayetçi. Geleneksel üniversite eğitimini  savunanlar, “Hoca ile öğrenci arasındaki ayrıcalıklı iletişim internet  üzerinden sağlanamaz” diyerek kesip atıyorlar. Bunda bir gerçeklik payı  var ama 300 kişilik bir amfide ders dinlemeyi tecrübe edenler bilirler  ki, amfide oturacak yer dahi kalmadığı günlerde bırakın hoca ile  ayrıcalıklı iletişimi, hocanın ne söylediği bile tam olarak duyulamaz ve  anlaşılamaz. Seçim imkanları olsa, bu derslere internet üzerinden  istediği yerde, istediği saate katılmayı tercih edecek çok öğrenci  vardır.


Şimdi, bir an için, startup‘ların  dinamizmine ulaşamamaktan şikayetçi olan büyük şirketlerin diploma  üzerinden seçim yapmak yerine, yetkinlik üzerinden seçim yapmaya  başladığını düşünün veya MOOC’tan takip edilen derslerin diploma alma  hakkı verdiğini…. Bu tür gelişmeler, Amerika’da ve Avrupa’da yavaş yavaş  yaşanmaya başladı bile. Batı’daki büyük üniversiteler eğer zamanla  online eğitim sistemini benimseye başlar ve diploma kazandıran  programlar artarsa, Türkiye’deki üniversitelerin bir gün kayıt  yaptıracak öğrenci bile bulması zorlaşabilir. Belki hiç yabancı dil  bilmeyen gençler mecburiyetten bu üniversiteleri tercih etmek zorunda  kalabilirler. Bu arada, Batı’daki bazı üniversitelerin MOOC’larını  şimdiden Türkçe alt yazılı yapmaya başladıklarını unutmayalım.  Ülkemizdeki üniversitelerin inovasyonu ve MOOC’ları ciddiye alıp  almadığı konusunda bir tartışmaya girmek doğru olmaz.


Çoğu modern  üniversitemizde artık inovasyon dersleri, teknoloji transfer ofisleri,  kuluçka merkezleri var. Fakat, inovasyonun “sadece” dersini vermek de  gelecekte yeterli olmayabilir. Kurumların yok olmamak için kendilerini  inove etmelerinin şart olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yine, Kodak  örneğini veriyorsunuz dediğinizi duyar gibiyiz ama 1970’lerde ilk  dijital makineyi üretecek kadar bu konuda bilgili olan Kodak, inat ile  film endüstrisinin batmayacağına kendini inandırdığından bugün artık  yok.